– İnsan öldüğünde her şeyin bittiğine mi inanırsın, pek ala öyle gözükmüyor. Bu hayransı gözlemleriniz, bambaşka bir şey bu, bu yaşadığın şey yıllardır deneyimlediğin bir durum, bir anlık duygu patlaması değil, başka bir şey ve içinizde büyüttüğünüz bu dünyayı kötü bir alışkanlık haline getirmişsiniz, yasaklamalar üst üste binince azdırmış bu alışkanlığınızı.

– Şöyle açıklayayım, yaşadığımız şeyler bir deneyim halinden çıktıktan sonra devinim haline giriyor. Pek ala bu durum bir noktadan sonra durma dediğimiz şeyin başlangıçı oluyor. Öyle ki, devasa bir boşluk düşün ve etrafında o ağır baskıya kimsenin dayanamadığını, bu boşluğun benim olmaktan çıktığını ve bu şeyin benle aramızdaki her şeyin içine yavaş yavaş nüfuz ettiğini. Kimsenin yaklaşmak için adım dahil atamadığı, yörüngesiz, adeta uzayda savrulan bir taşın bir anda üzerine düşmesi gibi. Savunmasız, korunaksız bir durum. Bunları kötü bir alışkanlık olarak ele almak ne kadar doğrudur bilemem ama bu alışkanlığımı zincirleme devam ettirecek tek bir kuşku yeter. Bir tanesi bile, içimde gizli kalmış bu itilişe sebep olabilir. Ne tuhaf dimi, söylenmiş sözleri, bir duraksama anı gibi karşılıklı savaştırabilsekte, içimizdeki duyguyu anımsayamıyoruz. Onlara isimler takamıyoruz, beceremiyoruz. Aslında biz ikimiz anlaşamadığımız için değil, sadece bu anlara eşlik eden ve içimizde parıldayan o hisleri dökemediğimizden bu kadar beceriksiz ve durağanız. Bunca karma karışık kelimelerle benim sana anlatmamı yahut hangi mananın ne kadar değerli olduğunu söylememi istiyorsun, ama dedim ya beceriksiz olan bizler değiliz sadece yeteneğimiz bu. Hem oldu da, bir serzeniş anında döktüm her şeyi dikkatle peki sonra, tam anlamıyla ne kadar ilerleyebiliriz ki. Evet şimdi bu adam yine ne saçmalıyor tavrı takındığını burdan görebiliyorum. Beni anlamadığını, bunun için çabalasanda aslında hep ordan bana bakan iki çift göz olarak kaldığını görebiliyorum. Üzerine giydiğin gömleklerin seni ne kadar boğduğunu ve onun içinde cebelleştiğini, bir sonraki cümleni kafanda hazırlarken ki o şaşalı tavrı takınmanı hissedebiliyorum. çünkü biliyorum, sana öğretilenler, yaşamış olduğun tüm deneyimler, koca koca okuduğun kitaplar, içerde bir yerde seni gizli kalmış büyük adam rolüne zorluyor. Bunu ne kadar mütevazi tavrınla örtsende, aslında bu senin gerçeğin. Hepimizin gerçeği, öğrendiğin her şeyi şu anda tam burada üzerime kusmak istediğini bilmediğimimi zannediyorsun, biliyorum ve evet işte bu sensin, ne kadar soyutlamış gibi dursanda aslında bir şekilde burda olmak istiyorsun. Evet, ben de burdayım diye bağırmak istiyorsun. O üzerinde oturduğun koltukta bir desen olmaktan ziyade yaşam bulmak istiyorsun. Şu an bunları, duyumsuyorum. Bak hatta sana söylerken bunları uygun kelimeler seçerken yorulmuyorum. çünkü ben de gizli bir büyük adam rolü oynuyorum şu anda belki de. Gizli gizli yanına sokulup, seni bu boşluğa çekmeye çalışıyorum belki ve şüphe duyuyorsun farkındayım ve ilk kuşkundan, şu an da hissettiğin gibi hepsinin bir amaçı var, seni bildiğin yoldan saptırmak. Bildiğin tüm manalardaki özgürlük kelimesini kaldırıp, yerine sahip olduğun saptırılmamış bir ¨sen¨ koymak. Bedenin dağılıp gittiğinde, bunun sana verilen en büyük ödül olduğunu bilecek kadar bilinçli olmak. Çünkü eksik ve tamamlanmamış tüm ideolojiler, tüm düşünceler, inançlar ve tüm benliğin seni bilmek istemediğin bir yere sürüklüyor, kuşkuların aslında seni memnun etmek için kafanda planlandığın bir olguya dönüşüyor. Ne arzuladığını unutmak üzeresin, 1 saniye sonra biraz daha bedenen yaşlanmış olarak oturcaksın karşımda ve hala bir şeylerin eksikliğini hissedebiliceğin 1 saniyen artık olmayacak. Bu yüzden aykırı olmak zorundasın, sistematik bir düşünce sistemine ayak uydurma, içinden geliyorsa yeni kelimeler üret. Evinin bodrumana güneş almıyor diye pencere yapmaktan çekinme, sen sıkışırsan, her şey düğümlenir.

Yorum bırakın