– Bir akşam dönencesinden açıyorum perdeyi, az önce bir yıldızın düşmüşlüğüne şahit oldum, sen hala tutunmaktan mı bahsediyorsun, saçmalama. Yok öyle bir şey.
– Zaten anca bu kadar kötü bir girişte size yakışırdı,
-İyi olanı, güzel olanı, az cümleleri, bir tasvirin içinde yatan güzel bir düşü, eğer bunlardan bahsediyorsan, çiçek böcekle daha çok vakit geçir. Yakışmıyor bunlar sana.
-Bize yakışan ne?
-Evet. Evet. güzel bir soru, biraz daha zorlarsan bütün gecemi senin için mahvedebilirim. bu arada, zencefilli çay ister misin, baş dönmesine iyi gelir. Belli bir noktadan sonrasını hissetmeyebilirsin çünkü. Sabit durmuyoruz, sürekli bir hareket içindeyiz farkındamısın, şuna bir bakar mısın, kolumun eksenler üzerinde bıraktığı çizgilere, nasıl bir melodram sence bunlar. Boşluğun içindeki bir yanılsamayı andırmıyor mu sence. Özellikle düşünceler, onları zapt etmek mümkün mü, en kocaman yanılsamalarımız onlar bizim. Doğumdan itibaren budak budak yeşillenen, içlerine kocaman şehirleri hatta bir evreni sığdıra bildiğimiz, ne kadar kelime biliyorsan o kadar yaşadığın bir düzeni, her gün taşımak. Bunun gerçekliğinin farkındamısın. İçindeki sınırların civamsı yoğunluğunun katmerliğini hissedebiliyor musun? Üst üste binmiş gibi, soluk borunun üzerindeki o muazzam baskıyı peki, nefes alışverişlerinin tüm vücudunu rüzgarın renklerine boğduğu anları. Bunca şeyi, bunca çok şeyi neden hiç yaşadığını düşündün mü, neyi anlatıyor bize. Bir notanın içinden, bir fırça darbesine, sürekli kendini bölen bir sayıyı, nerdeysem orası gibi kokan toprak, bir tohumun özverili ilerleyişi, denizin sinirli öfkeli çığlıkları, sürekli sürekli bunlar neyi anlatıyor ve neden hepsi üzerimde. Hangi kelimeyi bilsem biraz daha küskünüm, daha uzaktayım ve artık sondayım, en sonun içinde bir yerde, bir şey buldum. Biraz daha, biraz daha kasvetli, dipsiz bucaksız bir şeyin içinde herkesten uzakta, bir köşede, hani hep o hayali kurduğum bir şey var ya, ölüm. İşte bir mutluluk kazası o, mutluluk kazası. Bize yakışan en güzel şey.