-Ne zaman bir ifadeyi söylemek zorlaşsa o anda tümüyle devrik düşüyorum, yarım kalıyorum. İfade etmek istiyorum bağırmak geliyor içimden, yerin göğün sessizliği inliyor damarlarımda, heyecanla karışık tükenmeyen bir tedirginlik hali alıyor, tüm bu süreçi. Düşünceler bulanıyor, doğru olanın yahut bildiğim tüm gerçeklik koca bir yanılsamaya dönüyor. Zamanla buğulu bir devinim eyleminin içinde el yordamıyla ulaşmaya çalışıyorum ona. Nereye kadar peki, neden bunca şey bir anda bu kadar yoğun ve histerik geçiyor? Tüm bu süreçin kontrolü gerçekten ben de mi? Niçin ifade edilmesi zor şeylerin bir anlamı yok? Her ifade neden bir den fazla anlama geliyor? Uygun olan tek bir rolü seçmek için nerden başlamam gerek? Yoksa her şey önemini korumadan yitip giderken oturup izlemem mi gerekiyor?

– Bunca soruya tek bir cevapla yanıt vermek yahut onları doğru olduğunu ispatlamaya çalışmak, bir başlangıcın olmadığı kadar imkansızdır. Her düşüncenin ölçüt aldığı ve oluştuğu bir nokta vardır, onları imkansız kılan şey ölçüt aldığın noktaların yeterliliğidir. Eğer bir soruyu çözemiyorsan onu bilmediğin anlamına gelmez bu, sadece onu ifade etmek için yetersizsindir. Doğumundan belli bir süre içinde her bilgi bir bilinç kazanır. Yer kaplayan ve bir momenti olan bir şeye dönüşür. Şeyden kastım, tutulan ya da görülebilen bir noktadan ziyade ona verdiğin bilinç kadar yaşayabilen hareketsiz noktalar kümesi. Sen varolduğun andan itibaren onlar, sen farkında olmadan oluşuyorlar. Senin çözümleme, analiz etme, ifade edebilme ya da kısaca -ebilme eylemlerin kontrol edildiği yer. Peki sonrasında ne oluyor, bir ana kadar yaşamaya devam ediyorsun, mikro saniyeler belki öyle bir an geliyor ki o ana kadar yaşadığın tüm her şey, senin olan ya da olmayan tüm fikirler sanki bir makasla ortadan ikiye ayrılmış gibi bölünüyor. Tüm bunlara sebep olan o şey, oluşan o hareketsiz noktalar kümesine yeni bir şeyin girme eylemi. Farklı olan bu fikrin onlara karışması için geçmesi gereken süre, işte bu hiçliğin başlangıçı ve son olanın bitişidir.

Yorum bırakın