Yazmak sadece bir iletişim aracı degil , direnmek benim için. Evet, belki hakli olan yok ama başka türlü de anlatılmazdı bu içinde olduğum şey. Sadece belli bir hacmi olan bedene sahibim. Onun duygu değişimleri, etrafında yarattığı kaosla ilgilenmiyorum, ya da kazanç elde etmek için küçük uğraşları, bunlar benim istediğim şeyler değil, kısa bir duraksama sadece, keyfi bir senaryo anlıyacağın. İstediğim an değişebilirim, farklı bir bedenin içine büzülüp orda yaşabilirim, pek ala bugün şimdi ispanya kralı ölse, yarın kendimi kral ilan edebilirim. Delilik gibi görünsede buna kim engel olabilir, istediğim her şeyi olabildiğim bir dünya bu. Küçük bir çocuk, istersem bir yazar yada bir politikacı olup biraz gerilebilirim. Sahnenin kimde olduğunu umursamıyorum, umursadığım tek bir şey var, o da bu deliliğin içinde kendime ait bir kurgu yaratmak. Güzel bir senaryo ya ihtiyaçımız var hepimizin, bunu mutlak duyumsuyoruz hepimiz. Kimse istemediği şeklin içine giremez eğer bir çıkarı olmasa. Ve herkes gibi benim de ihtiyaçım olan şey biraz anlam bulabilmek. Ölmeyi yada mutsuz olmakla ilgilenmiyorum bunu yaparken, keyfimiz kaçmasın söylemlerinin de keza bir doluluğu yok hayatımda. Keyfim kaçsın istiyorum, yorulmak, en azından sonunu göremediğim bir toplulukta bir nebze olsun benim olan bir şeye ulaşıncaya kadar yürümek. Artık bir şeylerin etrafımda sadeleşmesine ihtiyaçım var, inanın sözcüklerin olmadığı bir dünya daha güzel olabilirdi. Her şeyin resimle anlatıldığını düşünüyorum. Çıkan hengameyi hayal edebiliyor musun, sinestezi algısına sahip olan biri her gün böyle bir dünyada yaşıyor. Renkleri kokluyor, duyguları, anlatamadığımız şeylerin hepsini görebiliyorsun. Peki bu algı bir lütuf mu yoksa hastalık mı, yaşamda böyle bence, kaldıramadığın bir bilginin altına girdiğinde boğuluyorsun onları nasıl kontrol altına alacağını bilemezsen eğer, bu bir bakıma kendi ateşini yaratmak gibi. Onu da dinginleştirmenin tek bir yolu var , yazmak yahut nefes alıp vermek gibi kolay ve anlaşılabilir olan senin kendi eylemin. Bu eylemlerin bir ismi olmak bile zorunda değil, sadece içinde olduğun sürece kendi yarattığın döngünün bulantısını hissediyor ve ona yaklaşmak geliyorsa içinden, kuşkusuz arınmaya başlıyorsundur.  Ve her gün biraz daha eksildiğini farketmeye başladığında asla durma çünkü  Ulus Baker ‘in dediği gibi “Dubita, ergo cogito, ergo sum, ergo ego sum res cogitans” yani ” Kuşku duyuyorum, o hâlde düşünüyorum, demek ki varım, öyleyse ben düşünen bir “şey”im”… ve ben de ekliyorum,  ” öyleyse ben düşünen ve eksilen bir ”şey”im ”

Genel içinde yayınlandı

Yorum bırakın