Ciglik gibiydi göğsümde inip kalkan savaşların. Unutulmak veya unutmak, temas edebildiğimiz kadar gerçek olan şeylerin ait olduğu izlerdi. Tüm bu delirmeler yahut savaşlar, bir noktada ayni mağlubiyetin kurbanıydı. Olmayan her şeyin toplandığı bir yer. Bir bardağı göğe kaldırdığında, bulutların çöken efkarını o ana sığdırabildiğini düşünmek kadar ahmakçaydı bazen. Bir öfkeyle, dikilmenin verdiği o güçlü özveri sanki tanrının eli değmiş gibi, kısa bir an gibi yok olup gidecekti. Kahkalarin atıldığı salonlarda dinleyecektik bu unutulmaları, çünkü öyledi. O mavinin belirsizliği bizim yanlışlığımız kadardı. O delilikti, bizi bir ıstıraptan kurtaracak en tatlı sanrı.  Bize gerçek diye verdikleri, ağaçların dibinde toplanan yaprakların inleyişleri gibiydi, teker teker düştükleri o anin dışında, rolleri oynanmış, unutulmuş en büyük kabahatti. Sana dokunmak, bir yerde olmak değil, ciglik değil, korku değil, yitmek değil, temas değil, düşkünlük değil, ve değil üstüme düşen maviliğin.  Ben öyle bir şeyin içindeyim ki, bana sunduğun bu delilik, beni olmayan bir tarih gibi ait kılıyor.  Belki gerçekten yanlıştı, ama yokluğum ve varlığın bunu gerçek kildi. Unuttuğum en heyecanlı delilik, unutulduğum en görkemli tarih. Bir sınıra adıma attık seninle ve yakılan tüm kitaplar cehenneme adak edilirken, senin tenin yeryüzüne kıyafet oldu. o yüzden ,masumluk senin gibi kokuyor.

Genel içinde yayınlandı

Yorum bırakın