Nasıl da adaşız şuncacık tabureyle
Hüznün kokusu islenmiş gövdesine
Derindi arzusu cesareti kadar
Kırıklığında örttü ufak tefekligini
Anlamı yoksa varsa titreyen kenarında
Basmıyor oluşu değil olanca yerküreye
Durusundaydı asaleti
Neydi kükreyen sessizliğin öfkesi
Sallantılı krampların kırıklığında tutkusu
Varlığın saplantılı boğuculuğu
Günahın sapkın çekiciliği
Narinliğin zarif şehveti
Neydi, nedensiz bunca yangın
Uzaklığını bilen bir kesiş gibi
Kapanmış tüm benliği
Kimse bilmiyor kenarlarımın zayifligini
Titriyor ayakları onların altında
Bekle…
Bekle çiğlik değil bu,
Birazdan geçer yağmurlar
Yasadığımı hatırlarım sonra
Ki görürsün yitimin seklini
Kırıklığın mahzunluğunu,
Asaletin gururunu,
Şehvetin kıskançlığını,
Görürsün,
Yitmiş bir çocukluğun yırtık izlerini,
Bu koku benim,
Ölmeyi öğrenmiş bir yaşamın kokusu bu,
Biricik yabancılığın ta kendisiyim…

Genel içinde yayınlandı

Yorum bırakın