Bir dilek

İçindeki sesti adı,

bir ömrün şakaklarında tünemiş dilenci gibi

sayıklar kışı olmayan duraklarda,

oymalı bankları, elyaflı rüzgarı,

örtünmüş ıslanmış cesetine.

Olsa olsa bir dilekti özverisi,

buğulu gözlerinde bükülmüş vicdanla.

İçindeki sesti adı,

sevmek için oyduğu kalbinde sayıklar bir doğum gibi.

Sabah kokusu elleri,

kaçarak ördüğü gece rengi saçları

saklanırdı bir çocuk sesine,

kimse bilmesin diye

Geceleri beslerdi balıklarını…

İçindeki sesti adı,

uzun uzun sohbetlerin ardında,

dalgın sessizlikler gibi.

Olacak dediğin anların

hevesli yutkunuşlarıydı…

gecelerin çocukları

Dilsiz bir şiir gördün mu hiç..
bir gece lambası gibidir,
köşesi sallanan bir masanın ucunda
bir sayfaya düşen eksik bir melodi
mesela dokunabilir o huzme sana
yüzünün diğer yarısının karanlığına,
hayalleri vardır mesela
fiyakalı ceketli
büyük bulvarların arabasında
Ömrü vardır, cızırtılı sessiz bir şarkı gibi
gecenin çocukları saklanır,
her gece içimde bir köşede,
soluklanir.

Siren

Ruhum, gömdüğüm dualarla dolu
Sığmaz külçesi yan yana odalara
Bir yatağa asılmış sanki hepsi

Hüzünce bir zaman işlemiş soğukluğuna
Üstüne basılmış son kar gibi
İpince dağılırdı günahında

Limanı gemisiz kaptanlarındı
Vakit, gitmeleri zamanında
Sireni ilk çalan oydu

Yenilsem onca gülüşe,
Tuvali güzel boyalı, asılı bir tablo
Olur mu,
Ben bu elleri ördüm kokusuz odalarda,
Sığınmadım enkaza,
Içindeydim, tam orda
Binlerce kez konuşamadıklarımın
Anlatısı oldum.
Göğsüm,
kafesi tüm sahipsiz ahların,
Diner mi kalemindeki zincirlerce yazsam

Palto

Bu bir hayal biliyorum,
Kimse taşımaz
Paltosunda bir cocuk
Doğurarak kırdığın bir gerçekte
Yaratmamış Tanri izahı
Burada, bekliyorum seni
Bir tuval sanki içinde
Çizdiğin havuz balıksız,
Sen beni adimla hatırla
Ben alışırım,
Yağmur agaçlarinin gölgesine.

Yara II

Ne kadar önemliymişim solgun yüz,
Buğday ekseydim,
Ömür biçerim sandım bu yaz,
Kollarım da bir nefes olsa,
Satarım sandım şairlere,
Ne kadar önemliymişim ki
Titreyen bir harf görsem,
Silerim sandım…

3:00

Duydum ki,
Dün üç adım fazla atmış,
İntiharı suistimale uğramış bir deli,
Benden fazla olmasın
Bıyıkları seyrektir delinin,
Sayması da pek yoktur,
Yalpalar bile arada sırada
Benden fazla olmasın,
Sesi de pek iyi değildir,
İçmeyi de bilmez,
Yanında taşır çay poşetlerini,
Sessizce intihar etmiş dün gece,
Çocuk parmakları üç te kalmış,
Benden fazla olmasın
Cesurdur deli,
Ölümü, intihara düşlediği icin…

Kapanis

Zamanın bir şekli varmış
Bugün öğrendim,
Sarılırken sana bütün kemiklerimin
Teker teker yerine oturduğu anda,
Belki haberin asla olmayacak ama
Bu bedenin inleyisi sana dogummus,
Gözlerinde gördüğüm şey
Kaybetmenin en güzeli haliydi ,
Ve bir kimlikti,
Ona dokunabilmek..

Mecbur

Yaz beni,
Bir mağaranın manzarisindan,
Sevmenin olmadığı bu çağdan kaçtım,
Bir deniz vardı arkamda,
Gözlerini ezberledigim bir kadın,
Sonuncusu mağlup bir şiir,
Boğularak
 verdiğim bir yanıt,
Yuvası
 bozulmuş bir kuşun
Marhametinde dilenmiş çocuk,
Eve giden kısa yollar,
Koşarak kaçmış gibi kavgam,
Ölüme sebep sunmuş çiçeklerim,
Bildiğim
 tek bir sokak ismi,
Ve sen;
Mecbur bir yenilginin kokusu,
Sürekli yenildigim mecbur olanim…

Ev

Ben şöyle bir ağaç dibi olsam,
Gelsen bende saklansan
Gözlerimden ellerime kadar raf raf ömrümde filizlensen
Doğumum olur mu bu ev,
Bilmezsin,
Bir çocuk geçmişti sevgilim buradan,
Nefesinde bir ip karsı ki köprüye asilmiş
Elleri reçelli,
Sert urganların boğaz kesikleri
Halbuki salıncak neşesi gözleri…

Yara I

Solgun yüz,
Zamanın dudaklarında
Ekiniydi gamzelerin.
Tohumu dokunuş olan
Atlası avuç içlerin,
Susar yağmurun soluşu olan
Dizi mezarlık gibi,
Bavulu kalbi adamların teninde.

Bitiş

Her aşk,
Katilini tanımadığın ilk yaz gibi,
Günahın da ilk öpüş tadı
Kötücül bir eylemin tekrarı
Ve şahidi bir çocuk
Erik ağacı kokusunda saklı
Bilmez hangi yara
Merhametin enkazı,
İncinir çürür gider,
Son yazı olmayan,
Başı sonu on metre bir an gibi.

Hatıra

Saçından bir el kadar uzağım sana
Sanki o el ağrıyor arasında
Körleşen bir mezarın girintili hüznü
Doğmamış rahmine isim oluyor,
Bu gelecekte mümkün
Bir çocuğa büyümeyi anlattığın,
Bir bakıma unutulan bir mümkün
Ki düşmeyi öğrettin ona zaten
Bir ayna bunu sezdi halbuki
Bu sessiz mazi sadece aramizda
Korkma sevgilim,
Mezarlıklar bilir boynundaki ipin ağırlığını
Bedenin şekli yaşamaktır sadece.

Kafes

Uçmaksız bir kuş

Tünemiş gece düşmüş kalbine

Işıksız pencereleri, mavi

O gölgenin şekli kafes gibi

Sus benimle o kıpırtıda

Ki seni öpmek sessizlik her tarifte.

Beyaz

Kanı yitirmiş ellerin

ve saksısında kıvrılmış orkide

Değil kimsenin,

Dokun ona,

Göreceksin sessiz, sığmayan…

İmlâmın kırılışındaki iniltiyi.

Banklar

Bir gölge karanlığı ölmüş üzerine, konuşmadan, temassız bir belleksizligin tam ortasinda, bir gölge ölümü ezberlemiş. Yokluğumun üstlenmediği iş kalmadı bu dünyada, hangi dalavere boynunun ölçüsünden kısa bilirim mesela, her şey orda birleşmiyor mu zaten yargılama beni, öpüşerek üstleniyoruz bu kadar günahı, biliyorsun, dönüşüyoruz belki de olmamış eksik cennetlere. Çünkü ancak bir ölüm tamamlanır karanligin banklarinda. Çünkü bir kedi, sessizce görünür kılar huyumun yegane bencilliğini. Ondan seviyoruz ya bu kedileri. Bizler, iyinin beklendiği yerlerde parmak uçlarında sessiz çıplak bencilikler biriktiririz, ta ki kötülük olamamış bir öpücüğü silip atarsa dudaklarindan, kendimizi parçalara bölerek görünür kılarız, eksik, hasta bir tat. çünkü, bir gölge ölümü ezberlemiş diyiyorum sana, bir kedi yanina ilişmiş, ve banklar sessiz bir tehlike özellikle yalnızken.

S.j.v

Bir çarşamba gecesi
Aklıma sen düşüyorsun ve..
Ufacık yüzlü çocuklar giyiniyor bayramlıklarını
Dolduruyoruz cebimize
Sevebileceğimiz tüm insanları
Yorulup uzanıyoruz karanfillere,
Abaküs sayan parmaklarımız
Urganlar örüyor geçmişimize
Kuşkunun yivleriyle doluyor tenin,
Bak – bir rastlantı değilsin sen
Bu yontulmuş yabancılık ki bizim,
Her kuytuluk bulur ya kendi güneşini
Bu ceketsiz yalnızlıksa senin
Unutma bu gözler sana doğum
Çünkü
Biz öyle ayıp,
Biz öyle ahlak dışı
Biz ki öyle iki balık..

Yanılırım

Uzağa gidelim seninle
İnsanlardan uzağa
Yaşama öykünen bakışlardan uzak
İçimin eski müzelerine
Örülmüş ağlar da asılı
Gece düşmüş paravanlara
Evi salyangoz ruhum
Sefalet gibi gizler izlerimizi
Ama bilirim,
Bu dünya sürekli bir ölüm
Zinciri yok bu kolyenin
Uymaz şeklimin manasına
Yapışır,
Kirli bir sessizlik gibi…

Suç

Çılgınlığa öykünen bakışların
Bir masa kadar sessiz
Bakarsın turuncu bir kafiye
Yakışır yapraklarına
Bir cinayet öpmüş gibi teninden.
Ama dokunursan ona
Titrer yorgun karanlığında

Nefesinde ölü bir çengel
Çakıp asası geliyor kendini
Bu suç bir yalan kadar şekilsiz
Ki parmaklarından teker teker geçmiş seni
Hatırlasaydın eğer,
Deşerek çıkarıldı adın
Deniz denilen rahimlerin
Anısız kıyılardan.

Dün

Bekleme kuşları
Göy, teninde toplanmış zaten
Günlerce uzanan kerpiçten evler
Susarak ördüğüm dağlar
Burası yüzün, burası saçların
İniyorsun dünyaya,
Boynun ve gülü koklamalar karnın
Hissetmek denilen mecazın tam ortası
Hatırlatır her öpüş
Kırıldıkça adi olan bekleyişleri,
Sessizliğinde dün gibi..
Ne uzak renktir şimdi gözlerin
Ben ki doğmaksız bir karanfil
Sığamamış rengine…

momento

İkimizde doğmadık aslında
O zulümleri kavanozlara soymadılar hiç
Ben bir temastım sadece
Sense bir an
Hiçlikten çıkardık yıkımı
Kaosa dönüştük ufak bir dokunuşla
Kırmızıdan kaskatı kesilmiş şarabın
Damlasıyla yarattık
O hazzın gölgesini
Hiç görmediğimiz o üçüncü kişiyi
Aramıza almak gibi
Kelimeleri yabancı kıldık kendimize.
Her cehennem affı bekler kadın,
Bu merdiven uzun,
Yorulur ayakların,
Sonsuzluk ki parmakların ucunda,
Tereddüt sadece bir yanılsama
Bu hazzın ortasında…

Mor

Solgun yüz,

Açma yalnızlığımın defterini

Antika şiirleri kim sevmiş ki

Yokuşunda sessizlik tüm cümleler

Küstürme karanfilleri

Bırak yalanın da unutulmuş kalsın

Bir kere

Gözümde gözlükle gördüm
İlk sabahında
Bir kedi dizine ufalmış
Ölü adamları sayıyorsun,
Beş kere saydım,
Çok sevdin sonra,

Ben bir kere çok sevildim,
Adımı unuttum.

Bir kere
Bir şiir ezberledik seninle
Adını koydun,
Sabaha kadar kokusuna sarıldım,
Bambaşka bir tenmiş
Tanrı sandım,
Aklimi kaçırdım.
Çok sevdim sonra,

Ben bir kere çok sevdim,
Adın…

incir reçeli

Dün gece ölümü sildim gözlerinden,
Düşleyemezdim,
Ayın hiç doğmadığı bir geceyi,
Ellerimle,
Saklarken kavanozlara,
Kimse inanmaz ama
Dinledim bu kenti ölü çığlıklarınla,
Çıksaydım o an,
Gelemezdim belki ama,
Biliyorsun,
Bitiyor incir reçellerimiz raflarımızda

Daha üç gün var…

Suskun

Yoktum ben bir kaç yıl önce
Adımın geçtiği yerleri soydum ellerimle
Kaybolan bir cevabın
Telaffuzlarında değil,
İnleyişlerine dolmuş bir sestim.

Ben birkaç yıl öncesine kadar
Yoktum,
Savaşılmışı düşünülmüş hatırlanmalar
Doldurdum,
Kokusu yorgun yorgun
Ölmüş evlerin içinde,
Kadın gibi kokan
Göğüslerin boşluğunda.

Orchid

Her günün bir adı var
Yasaklanmanın zamanlarında
Şarabı eski bir yavan
Yolculuklar şehri bir oda
Manzarası bir tablo
Açılmış saçları güz vakti.
Işığı açık kalmış bir mezarlık gibi
Ölü hatıralar yüreğin.

Hüküm

O göğ teninde işlenmiş
Bir serçe ki kuruyor yaprağında
Sarıdan yeşile telaşla
Bir bakıma ürkekçe
Böyle böyle sinmiş bir sessizlik
Yanılmanın masumiyetinde
Lekenen bıyıklarım hatta
Eğilmiş fısıldamalara,
Bir anim ben ki
Asılmış boşluğunda
Hüküm gibi bir kıyafet tepeden tırnağa.

Eksik

Tam su vakitlerdi, suçluydum

Bu aylar da 

Belki bir kaç cümle sonra

Biraz silinmiş ve okunmayan bir şey…

Öncesiz

Evi gürgen gürgen
Göğü mandalla tutturmuş bir kadın
Diz çökerken teri boynunda
Soymalar doldurmuş kavanozlara
Dokunmak neymiş haşa,
İnsanca bir bakış,
Cennet istemez bu biçimsiz günahı,
Oysa taşkınlığın bir kelebekti
Dudakların da doğum doğum
Virgül darbeleri girse nefeslerine
Serin bir atlas doğacak belki
Toprağın kemiklerinden,
Yarası sığınmak olan
Zulmün güncesi.

Masumiyet

Uykum var anne,
Bu kıyamet gibi büyüyen endişeye karşı
Canim sönüyor,
Her iz, harf hançerleri yüreğimde
Uygun bir satir bası bulsam
İneceğim sanki
Güzel bıraktığın geçmişine

Uykum var anne,
Ölumun affıyla sığınıyorum ellerine
Sana arindim yokuşlarında
Biraz gül
Azıcık kırmızı
Yalandan eksik dudaklarına
Ört beni bıraktığın yaranla,
Yitirmiş olmanın sonsuzluğunda.

NU

Görünür yalın çıplaklığın da

iki çınar arası doğumun

Uzaklığın karanfilleri solgun solgun

Yüzün, simdi öpsem

Her kadın geçmişinde bir sen arayacak.

Engel

Heceleyerek içtiğim su

Takılır yuvarlanıp donen bir kayaya

Bu susmaktı senin benliğinde

Oysa aşınmak bu

Anlatılmaz olanın karşısında 

Zaten,

Sallanmış tek ayağı masanın

Ne olmuş ki

Nasılsa bakıyor dünya sana.

Ruh ve Zihin

Arzu ettiğimiz şeylerin mutlak sınırların içeresinde belli bir olguya sahip olması ve gerektiği gibi ihtiyaç doğurganlığını karşılaması şart değil, o şeyin arzulanır hale gelmesinde ufak bir çelişkinin ruha karşı gelmesi bile yeterlidir çoğu zaman. Bu şunu gösterir, ruh her zaman zihnin gerçekliğini, kendi nedenselliğine bağlamak zorunda değildir, çünkü arzular daha ilkel ve saf bir şeyin içinde kendi nedensel bağlarını yaratabilir. Bu sınıfsal bir bilginin, türler arasında ki aktarıma sahip olmasından kaynaklı gibi görünsede, aslında mevcut tekil şeylerin , yani kaynağı zihnin ötesinde tabiatın yasalarına bağlı olan, kendi önermelerini kendi içinde öğütebilen , kararlı ve kararsız kendi yasalarını savunan bir mekanizmadır. Bu tekillik bize bilinçli bir karmaşa yaratabilecek kadar sonuçsaldır. Örneğin , yapay bir fenomenin bir düzlem içerisinde cezbedici hale gelmesi , farklı düzlemlerde aynı sonuçları yaratmayacağı gibi, bu doğrultu da zihin kendi içinde kendi kaynağını bu tekillikten beslerken aynı süreç içerisinde bu mekanizma bu tekilliği farklı bir nedenselliğe dönüştürebilir. O yüzden sahip olduğumuz arzular , sınıfsal bir aktarımla değil daha çok tabiatın kendi mekanizmasının oluşturduğu yasaların bir ürünüdür. Ben buna stratejik bir besleme diyorum, yani varlığa kendi nedenselliğini yaratabilecek kadar doğurgan olduğuna inandırıp, sonra en ufak bir çelişkide bu şeyin etkilerinin daha yüce bir şeye bağlı olduğuna inandırmak gibi. Bu döngü içerisinde , zihin hiçbir zaman kendini mutlak olarak göremeyecek kadar otoriter olamayacakken ruh da aynı ölçüde bu tekilliği hiç bir zaman kavrayamayıp kendini tanrı ilan edemeyecektir. Bu sayede, zihin gerçekliğin üstünlüğünü korurken, ruh tekilliğin kendi nedenselliği ile , varlığı sürekli evrime maruz bırakacaktır.

Ülkü

Hani sormuştun ya, ” Neden oraya tırmanıyorsun?”

– Düşmek için…

Ölmek icin doğru zamanı bekleyen onlardan biriyim, düşmek sadece doğru olani hizlandiriyor.

Masum

Kurumuş mürekkep yarası
Kızıl mezar dudakların
Bir kırlangıç yitmiş oracıkta
Nefesi mahcup bir tutam
Bir günaha yazılmış intihar gibi
Deli hürriyetinde kadınlığının kokusu
Hukuksuzluk gibi gülüşlerin
Özgürlüğe şiirler yazdırır
Ve
Hangi notaydı seni eksik kılan
Düşsem boynundan gecenin atlasına
Pek narin, pek gece oralar
Bilirim
Hangi yaraydı,
Sebebinden ayrılmış bir kadın
Yanmaz ateşin masumluğunda.

Adın bu senin

Adın bu senin kadın
Duymadıklarım var tınında
Kış bahçelerinin dansı lekesizce
Çatlayan derinin masum kenarlarında

Seslenişlerim var özünde
Soğukluğunda rüzgârların
Kırılganlığında fay hatlarının
Karanfil bilekleri düzlükleri

Adın bu senin kadın
Solgunca gitmelerin evi
Yaban çiçeği hasreti
Belki şehirlerin kokusu
Belki bir çığlığın sessizliği

Bakışlarımda kaçamak gizler
Var
Pusulamın kuytu kıyılarında bir sen
Baksam ki ellerin acıya intihar
Tutsam ki ağrıyacak dünya
Öpsem yasaklanır isminle şehirler
Bu senin çağrılışın kadın
Sesin yokluğun dileği.